26 Ocak 2011 Çarşamba
24 Ocak 2011 Pazartesi
Serçe ve fil
Çevresindekiler Frida ve Diego ‘ya bu benzetmeyi yapıyormuş efendim. Ben daha çok bir kuğu ve koala ya benzetmiştim ama… Pera müzesinde bir süredir sergilenen bu 150 eserlik sergiden haberiniz vardır. Kahlo ve Rivera. Görüyorum ki insanlar bu sergiye Frida sergisine gidiyorum diyerek yollanıyorlar . Diego Rivera: döneminin parlayan yıldızı. Ama Frida’nın hayat hikayesinin de etkisiyle koca sergi özetle Frida olmuştu. Belkide felek öcün almıştı diye saçma bir düşünceyle gülüyorum. Yaa Diego Rivera.
Yine sinsi planlarımı yaparak söyleşi günü gittim bir de baktım cumartesi . Aferin banaaaaa. 22 ocak cumartesi günü Amerikalardan bu söyleşi için (Eleştirmen ve psikologmuş) Salomon Grimberg geldi. Frida’nın eserleri ve hayatı üzerine bir çok yayını varmış meğer. Eserleri analiz edip bu arada bir ömrün hikayesini paylaştı . Gördük ki sembolleri çok iyi kullanan bir ressammış Frida. Eserlerinde Salomonsuz anlayamayacağım bu derinliği kavrayabildiğim için pek müteşekkir oldum. Ama sergide var mı yok mu demeden yorumladığı birçok eser den sonra az sayıdaki Frida eseri ile karşılaşınca hevesim kursağımda kalmadı değil. Hikaye talihsizliklerle dolu. Annesini hiç göremiyor, çocukken babasını da kaybediyor . Henüz 18 yaşında geçirilen ağır bir trafik kazası ve bunla süregelen bir yığın sağlık sorunu, yapılan düşükler, görülen ihanet,hayal kırıklığı, edilen ihanet, biten bir evlilik. Hem fiziksel hem ruhsal bir ızdırap. Tüm bunlar olurken bir ressamın doğuşu. Geçirdiği bir operasyon sonrası tekerlekli sandalyesinde öylece otururken Diego kendisine hadi resim yap diyor. Frida da anlatmaya doğumundan başlıyor.
Sergiye filmini izlediğimden tüm bunları bilerek gitmiştim. Israrla kendimi bu özel bilgilerden soyutlamaya çalıştım nihayet serginin girişindeki bir afişte yazıların altıda çiftin ufak bir resmi bunu başarmamı sağladı. Bu kadın mutlu da olmuştu. Sevmişti ve sevilmişti. Diego ile öpüştükleri bir resimdi bu. Başka resimlerde de öpüşüyorlardı: mesela hasta yatağındayken. Fakat benim girişte gördüğüm birlikte bir duvar resmi boyarken iskelenin üzerinde çekilmişti. Müthiş bir enerjisi vardı. Fakat bu resim dışında olaylara inince hiçbir zaman eşit değillerdi.
Frida’nın yaptığı tüm otoportrelerinde gözlerdeki manaya takılıyorum. Gözler beyne en yakın organ ama anlamaya buradan başlamak tabi ki delilik olurdu. Mizacını kavrayıp önce suratından bunu atmaya çalışmak gerek. Salomon Grimberg ‘in bu kadınla sıyırmasına hak veriyorum. Fakat bir başka insanın hayatını ne kadar anlayabiliriz. the map is not the territory ... Salomon da eminim bu sorgulamanın alasını yapmıştır. Son olarak bu kadın Sürrealist değilse neydi! En sonunda tek çıkarabildiğim tüm bu bakışların kaotik bir varoluşa yöneldiğiydi. Hayata!
Diego’ya yazdığı bir mektup …
Sevmekten Ne zaman vazgeçtim?
Kötü günümde yanımda olmadığın zaman vazgeçtim.
Canın sıkıldığında benimle paylaşmadığını, kırılacak veya tedirgin olacak olsam bile düşüncelerini açıkça söylemediğini anladığım zaman vazgeçtim.
Bana yalan söylediğini anladığım zaman vazgeçtim.
Gözlerime baktığında kalbinle bakmadığını ve bana hala söylemediğin şeyler olduğunu hissettiğimde vazgeçtim.
Her sabah benimle uyanmak istemediğini, geleceğimizin hiçbir yere gitmediğini anladığım zaman vazgeçtim.
Düşüncelerime ve değerlerime değer vermediğin için vazgeçtim.
Ağrılarımı dindirecek sıcak sevgiyi bana vermediğinde vazgeçtim.
Sadece kendi mutluluğunu ve geleceğini düşünerek beni hiçe saydığın için vazgeçtim.
Tablolarımda artık kendimi mutlu çizemediğim ve tek neden "sen" olduğun için vazgeçtim.
Bencil olduğun için vazgeçtim.
Bunlardan sadece bir tanesi senden vazgeçmem için yeterli değildi, çünkü sevgim yüceydi.
Ama hepsini düşündüğümde senin benden çoktan vazgeçtiğini anladım.
Bu yüzden ben de senden vazgeçtim.
Frida Kahlo
Bu ise serginin broşüründen:
‘Herhalde bazılarınız benden Diego’nun çok kişisel ve kadınsı bir portresini bekliyorsunuz, hikayelerle örülü, eğlenceli, şikayetlerle dolu, biraz da dedikodu içeren, hani o her okuyucunun kendi garipliğine uygun olarak yorumlayıp kullanabileceği tür ‘efendi’dedikodudan. Belki insanın Diego gibi bir adamla yaşarken ne çok sıkıntı çektiğine dair sızlanmalar duymayı bekliyorsunuz benden. Ama ben, nehir akıyor diyekıyıların sıkıntı çektiğine, yağmur yağıyor diye dünyanın sıkıntı çektiğine, enerjisini salarken atomun sıkıntı çektiğine inanmıyorum…Benim için her şeyin doğal bir telafisi vardır. Olağanüstü bir yaratığın müttefiki olarak üstlendiğim zor ve anlaşılması güç rolde ödülüm, kırmızı bir yığının içinde yeşil bir noktadır: denge’dir benim ödülüm’
Kahlo,1949
15 Ocak 2011 Cumartesi
ilan
Cillop gibi apartman manzaralı,
balkondaki havuzda yiyişen, içişen, sevişen ya da gerinen hatun görme garantili.
Tenis kortundan kaçan topları geri yollamayarak günlük kazanç elde edip evine destek olabileceğiniz
gecekondu ilk sahibinden kiralık, son sahibinden satılıktır.
yalnızca mail atın,aramayın sormayın, açmıyoruz.
ne kadar uzağa gidebilirsin?
ne kadar uzağa gidebilirsin?
üstünü kirletip eve kostuğun gibi
koşuyormuydun içine de
ilk kir yapıştığında kalbine.
az biraz bildiğin dualardan hangisi idi
ilk aklına gelen
ya ilk akıldan çıkan,unuttuğun şey?
söyle
ne kadar uzağa gidebilirsin?
misler gibi kokan sabahlara
bu sürmeyle mi göz açtın
ya göz attığın vitrinlerden
en renksizi ben miydim?
durmadan düşünmeden
en sık söylediğin yalanı hatırla
en çok duyduğun yalanı hatırla
hem bir şey söyle
ne kadar uzağa gidebilirsin?
bedava diye reddettiğin
promosyon ürünlerinden biri değil kalbimdeki.
kabrimdeki toz toprak,
dağınıklık benden değil,
ziyadesiyle yalnızım
sen memnuniyetsiz yalnızsın
yine de söyle
ne kadar uzağa gidebilirsin?
matematiksiz halini daha çok sevdim hayatın
bitkisel bir boyutu da varmış,girenler bilir.
dilimde akşamdan beri bir soru
ne kadar uzağa gidebilirsin?
7 Ocak 2011 Cuma
Enflasyon Sepeti...
27 Aralık 2010 Pazartesi
18 Aralık 2010 Cumartesi
bu bi reklam lan..!
Onu ilkin ‘Arızalı birey özgür bireydir’ sloganıyla kapuskalı sofraların lezzeti olarak tanıdık..
Ve o şimdi ;
Silikonlu dudaklarda tebessüm,
fırçalanmamış dişlerde bakteri olarak geri döndü..
Bütün bildiklerinizi ve size anlatılanları unutup dr.Murphy’nin kristal fanusuna dalınız..ve kendinizi üzmekten bir kez vazgeçip bağırıp çağırmadan onunla kafa kol ilişkisine giriniz..
O...dr. Murphy...
Sivastapol kuşatmasında bir nefer..
Yaz sıcaklarının sinek öldüren ilacı..
Imf heyetinin olmazsa olmaz reçetesi..
Kılı kırk yarıp geçtiği yolları,güncel değerlendirmeleri,Kayseri’nin pastırmasını,Antep ‘in fıstığını sizlerle paylaşmaya geldi...
Çalsın davullar..oynasın kızlar..
17 Aralık 2010 Cuma
Oblomov'u seviyoruz. Yaşasın Oblomovluk!

"Baş kahramanı Oblomov adında bir Rus soylusudur. Oblomov kendisi için hep yeni projeler üretir ama tembelleğinden bir türlü bunları hayata geçiremez. Durumu daha da kötüye gitmeye ve toprağını kaybetmeye başlar. Oblomov aslında yazarın Rus aristokrasisine bir eleştirisidir. Romanın kahramanlarından Stoltz ise disiplin ve çalışkanlığıyla Avrupa'yı simgeler. Oblomov'un karekteri "Oblomovluk" diye bir kavramın doğmasına da yol açmıştır. Bu kavram aşırı tembelliğin en güzel ifadesidir."

"The main character of the novel is a lazy person who can not manage any task or priorities in his life."
"If a things worth getting out of bed for, it can be safely put off until later."

"Rus edebiyatının hiçbir kahramanı, ne Raskolnikov, ne Mişkin, ne Prens Andrey,eski Rus insanını, hatta bütün Doğuluları Oblomov kadar açıklıkla, en özlü yanıyla temsil etmez. Doğu, belki de ilk defa olarak Gonçarov'un bu büyük eserinde kendi kendini tanımaya, Batı'dan farkını anlamaya başlamıştır. Oblomov klasik kahramanlar gibi genel bir tip, Don Kişot gibi, Tartuffe gibi insanlığın bir halini göstermekle birlikte, zamanına, çevresine sıkı sıkıya bağlı bir insandır."
16 Aralık 2010 Perşembe
İskoç erkeğinin rahatına özenmiyor değilim.
Onurlu bir yürüyüş bizimkisi erkek adam yürüyüşü...15 Aralık 2010 Çarşamba
'Tanrı sırf seninle uğraşmaz' mışmış!
Sar başa bozuk plak gibi ya da sarma dur dur dur çünkü şu an şu saniye kavga çıkarıcam ve sen buna sadece kızıcaksın blog.
Bazı şeyler küfür mekanizmama dokunuyor.
14 Aralık 2010 Salı
Cansu'yla konudan konuya köşesi
Böyle börek mi olur demeyin. Makarnalı böreklerinizi yanınıza alın ve dinleyin.
Beton duvarlar arasından biraz huzur bulmak için kafasını dışarı çıkaran her 100 insandan biri misin. Belki farkında değilsin ama öyle bulutları ararken asıl amaç gelecekle ilgili hayal kurmak. Biraz cesaret, biraz ilham iki dk sonra puf olsa da yapıcaksın bunu hem de eşşek gibi. Öte yandan bahçedeki toprağı örten dökülmüş yapraklara bakarken hop geçmişe gidiyosun.Amaaaa işte asıl mesele şu ki lütfen kafede laf anlatmakta olduğun kimsenin gözlerinin içine bak. Yoksa hemen merak eder anlattığın şey sırasında nerelere gittiğini . Şimdiki zamanda ol lütfen. Göreceksin ki karşındakinin gözü dönmüş biraz.
Şimdi konuyu biraz dağıtmak için daha fazla saçmalamak gerekti. Aslında yukarı aşağı, gelecek geçmiş ilişkisinin farkına varınca bir süre nereye bakacağımı ben de şaşırdım. Malesef aşağı tükürsen sakal yukarı tükürsen bıyık. Bana alışkanlık olmuş pencereden hep bir yukarı bakarım gökyüzünü ararım ama dün mesela karşı duvarın cephesini kaplayan işçilerin sıska götlerinden öteye gidemedim. Malesef sanırım murphy gibi benim de hayallerimin orta yerine kurulmuşlardı götler. O yüzden sen işini bilirsin okuyucu. Çok fazla karışmıyorum.
13 Aralık 2010 Pazartesi
Makarnalı Börek (Yalancı Su Böreği)
MALZEMELER
- 1 paket kelebek ya da iri boy erişte makarna ya da kıyma
- 3 yumurta çift sarılı
- 1 çay bardağı sıvıyağ
- 1,5 su bardağı soğuk süt
- 2 yemek kaşığı yoğurt
- 3-4 yemek kaşığı tereyağı
- 1 tatlı kaşığı bok
- 3 adet yufka yürekli insan
- 300-400 gr. yağlı beyaz peynir
- 1 demet maydanoz
- 1 adet vibratör
- 1 adet kırbaç
TARİF
- Makarnayı haşlayın ve süzün. Beyaz peyniri bir çatal yardımıyla ezin. Maydanozu doğrayıp makarna ve peynirle birleştirip karıştırın. Kıymaları soğanda kavurun ve biraz kaymakla muzu eritin, aldığımız soğanları elma gibi yiyin. Patlıcanları ne yapmanı gerektiğini siz iyi biliyorsunuz...
- Daha sonra tereyağı eritip ılıtın. Süt, yumurta, yoğurt, sıvıyağ ve ılımış teryağını karıştırın. Fırın tepsisini yağlayıp yufkanın bir tanesini tepsiden taşacak şekilde yayın. Hazırladığınız harçtan yufkanın üzerine gezdirin. Gezdi mi?
- Haşlanmış makarnanın yarısını yufkanın üzerine dökün. Yarsını da haşlanmış bir şekilde yiyin ve üstüne su için bakalım ne olacak. İkinci yufkayı tepsinin içine büzerek yerleştirin, büzerekten ne anladın?. Kalan makarnanın tamamını, tze sıçılmış portakal suyunda şöyle bir gezdirin, ikinci yufkanın üzerine yayın. Sütlü harçtan tekrar makarnanın üzerine gezdirin.
- Son yufkayı da makarnaların üzerine yerleştirin. Sütlü harçtan tekrar üstünden gezdirdikten sonra, yapının yanlardan taşan yufkayı tepsinin üzerine doğru kapatın, bir gül şeklini alsın. Kalan sütü harcın tamamına, son katı söküp bir fırça yardımıyla evin her yerini boyayın. 180 dereceli fırında pişirip sıçarak servis yapın.
- bütün bunları neden okudunuz?
- Yemek yapmaktan anlar mısın?
- Ne anladın şimdi allah aşkına?




